International Space Station

Uluslararası Uzay İstasyonu, alçak Dünya yörüngesine yerleştirilmiş bir uzay üssü, başka bir tabirle üzerinde yaşanabilen yapay bir uydudur.Vikipedi
Azami hız: 27.600 km/sa
Fırlatma tarihi: 20 Kasım 1998
Maliyet: 150 milyar USD

 

Uzay araştırmalarına karşı son zamanlarda hayranlığım arttı. Çeşitli kaynaklarda detaylı olmasada başlıklar halinde neler yapıldığını takip etmeye çalışıyorum. Dünyanın birçok yeri ve ülkemiz şartlarına bakarak yapılanları gördükçe hayretler içerisinde kalıyorum. Uluslararası Uzay İstasyonu(ISS) 1998 yılında hayata geçmiş bir proje, yaklaşık 18 yıl olmuş. İşin altındaki fikre bakınca (farklı alanlarda deneyler yapmak, geliştirdikleri uzay gereçlerini test etmek, ay ve marsa kolay gidip gelmek…) ilmen/fikren çok farklı yerlerde olduklarını anlıyorum.

Bunlara bakıp düşünmeden de edemiyorum, bu adamlar nasıl bu aşamaya geldiler? Neden biz hala düşünemez, üretemez durumdayız? vb.

Belki de geleneklerimizden kaynaklanıyor. Bazı atalarımız demiş ya “Kervan yolda düzülür.” diye. Yoksa hep böyle kalmamızın sebebi “başlayalım gerisini sonra bakarız” sözü mü 🙂

Bu mantık dolaylı ya da doğrudan hayatımızı şekillendirir olmuş. Üretmek, keşfetmek anladığım kadarıyla sadece gizli odalarda sıradışı şeylerle uğraşan insanlara ait özellikler değil. Kaliteli işler ortaya koymak birikimle, eleştirmekle, iyileştirmekle daha kolay olur diye düşünüyorum. Ama baktığımda hep aynı işleri aynı yöntemlerle yapıyoruz. Çoğu zaman şunu düşünmemişiz acaba bu yaptığım şey daha kolay ve faydalı yapılabilir mi?

Acaba bizim değişememizin sebebi “Bir koltukta iki karpuz taşınmaz.” sözünün anlattıklarından mı kaynaklanıyor. Acaba verinin ,ortamların, sistemlerin bu kadar büyüdüğü, yerel kavramının neredeyse yok olduğu bir ortamda kaybolduk bunun farkında değil miyiz. Şunun kararını vermemiz gerekli , “Arkadaşım bu iki karpuzdan bunu sen taşı diğerini ben”.

Belkide sorunların kaynaklarını bulup çözmek yerine sürekli sorunları çözmek ya da çözermiş gibi yapmak bizi başarısız yapıyor. Ama başarısız olduğumuzun bile farkında değiliz çoğu zaman.

İyilikler 😉